travesti Nisan 2015 – Blog Travesti – istanbul travesti ankara travesti

Bu ülkede devlet erkek adalet erkek medya erkek trans ve travesti hakkı yok!!!

Bugün sizi Michelle Demishevich’le tanıştırmak istiyorum.

29013650

O, benim trans kadın meslektaşım.
T24’te çalışıyor. Makedon kökenli olduğu için soyadı Demishevich ama Michelle, cinsiyetini değiştirip kadın olduktan sonra kendine verdiği isim…
Türk yani Michelle. Sıkı bir gazeteci.
Dünyada Michelle’i haber yapmayan yayın organı neredeyse yok!
Bakın bazılarını sayayım… Time, Huffington Post, L’Expresse, Die Zeit, CNN, Der Spiegel, New York Times, Guardian…
Üstelik adım adım, hayatının her dönemini haber yaptılar. Dünyada tanınıyor ve takdir görüyor.
Kendi ülkesi hariç! Kendi ülkesinin LGBTİ’lere bakış açısı da ikiyüzlülüğü de ortada. O, burada hâlâ parmakla gösterilen, ‘travesti’ diye ötekileştirilen, küçümsenen, sözlü ve fiziksel tacize uğrayan biri. Oysa ona böyle davranan bir sürü insanı cebinden çıkaracak bilgi birikimine sahip. Michelle şahane bir kadın. Hem hazırcevap hem donanımlı. İnsan onu dinlemeye doyamıyor. O, transların Jeanne d’Arc’ı! Ona şans diliyorum, umarım Türkiye, bir gün bütün farklı kimliklerin bir arada huzur ve barış içinde yaşayabildiği bir ülke olur. İnşallah biz de görürüz!

Michelle Demishevich… Sen, yabancı mısın? Türk müsün? Neden yabancı ismi taşıyorsun?
-Ben aynı bedende iki hayat yaşadım. Biri erkek olan ben. Ama o bedene hapsolduğumu fark ettiğimde, cinsiyetimi değiştirip kadın olmaya karar verdim. Ve bir isim almam gerekiyordu. Ailem Makedonyalı. Skopje’den, yani Üsküp şehrinden. Soyadım gerçek. İlk isim olarak da Michelle’e karar verdim, Beatles’ın meşhur şarkısı, ‘Michelle ma belle’den esinlenerek…

Çocukluğun nerede geçti?
-İzmir’de. Sevgi dolu bir ailede büyüdüm. En büyük hazinem ailem. Kuzenlerim, yeğenlerim, teyzelerim, halalarım. Şiddeti, aile içinde değil, toplum içinde yaşadım. Eğitimimi tamamladıktan sonra da gazeteci olarak çalışmaya başladım.

Sonra peki…
– Cinsel yönelimimden dolayı ötekileştirilmeye maruz kaldım. Attılar beni işten. Bir sabah gazeteye geldiğimde, turnikeden geçemedim. Ama iyi ki de böyle olmuş, her işte bir hayır var! Bu olay,
Michelle’in doğumuna vesile oldu. İzmir’i ve oradaki hayatımı geride bıraktım, 1999’dan beri İstanbul’da Michelle Demishevich olarak yaşıyorum…

İstanbul’da nasıl tutundun? Hemen gazeteciliğe kaldığın yerden devam edebildin mi?

-Nerdeee! Erkek medya sektörümüz, bana yedi yıl gazetecilik yaptırmadı. Ama benim de bir şekilde para kazanıp, hayatta kalmam gerekiyordu. Eğlence sektörüne atıldım, garsonluk-marsonluk derken, basın danışmanlığı yapmaya başladım.

O sıkıntılı dönemde para kazanabilmek için fuhuş yapmamayı nasıl becerdin?
-Zor tabii. O dönemlerde bir erkek arkadaşım vardı, sekiz yıl birlikteydik, onun sayesinde belki de bazı şeyler yolunda gitti. Seks işçiliği de bir iştir bu arada. Zorunda bırakılırsam asla, “Ayıpmış! Günahmış!” diye düşünmem, yaparım. Aç kalıp ölmekten iyidir. Beni o duruma itenler ayıplansın, ben değil!

Trans bireylerin hayatlarını genellikle fuhuş yaparak kazanmaları eleştiri konusu…
-Valla, “Niye fuhuş yapıyor translar?” diyenlerin zekâlarından şüphe ediyorum. Galiba onların beyinlerine oksijen gitmiyor! Başka alan bırakıyorlar da biz çalışmıyormuşuz gibi! Bir semtte ev kiralıyorsun, ertesi gün mahalleli, muhtarla beraber imza toplayıp, seni oradan kovuyor, bu en basiti. “Öl” diyor bu toplum sana, öl! N’apacaksın peki? Nasıl yemek yiyeceksin, nasıl kafanı bir yere sokacaksın? Bir şekilde para kazanman gerekiyor…

Tecavüzcülere, katillere bizden daha çok değer veriliyor

Hortum Süleyman’dan bu yana bu ülkede trans bireylere bakış ne kadar değişti?
-Hiçbir şey değişmedi! Dün Hortum Süleyman, bugün başka bir isim. Dünkü şiddet, bugün başka şekillerde çıkıyor karşımıza. Mesela yeni İç Güvenlik Yasası olarak. Polis merkezlerinde trans kadınlara, ‘vatan haini’ muamelesi yapıyorlar.

Ev bulmak, iş bulmak eskiye göre kolay değil mi?

-Hayır hiç! Hâlâ çalışma hakkı, barınma hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı sistem tarafından görünmeyen ve yazılı olmayan kurallarla engelleniyor. Ben, seks işçiliği yapmıyorum ama kiralık ev bulamıyorum. “Travestilere ev vermiyoruz!” deniliyor. Bu toplum katillere, tecavüzcülere, hırsızlara bizden daha çok değer veriyor. Bizi her fırsatta toplumun dışına öteliyor. Eskiden nasılsa, bugün de durum aynı yani. Bülent Ersoy ve Zeki Müren’i devleştiren toplum, sokakta bizi gördüğünde küfrediyor, aşağılıyor, taciz ediyor. O yüzden, LGBTİ’ler olarak mücadelemizi artık Meclis’te vermek istiyoruz!
Nasıl o muhteşem erkek cinsiyetini reddetmiş ve kadın olmuşuz!
Ne kadar zor Türk toplumunda trans ve travesti birey olmak?

-E çok zor! Sünni, Türk ve hetero kimliklere karşı LGBTİ kimlikler sürekli bir mücadele içerisinde… Benim metrobüse binmemin doğru olmadığını, toplumun ahlakını bozduğumu düşünen hâlâ çok büyük bir kesim var mesela.

Trans kadınları kafadan reddeden bir kültürde yaşıyoruz… Sence sebebi ne?

-Bence bu ötekileştirmenin temelinde de ‘kadın’ kimliği yatıyor. O muhteşem erkek cinsiyetini reddetmişiz ve kadın olmuşuz ya, aman Allahım bu, erkekliğe bir ihanet! Asla kabul görmüyor! Çünkü devlet erkek, adalet erkek, namus, ahlak ve gelenekler hep erkek kimliği üzerine inşa edilmiş. Erkek kimliği kutsal bir makam olmuş.

Bu ülkede kadının değeri yok ve bunun için bir savaş veriyoruz. Translar daha da kötü vaziyette…

-Aynen öyle! Ama olayın aslı, hepimiz, kadın olduğumuz için şiddete maruz kalıyoruz. Kadının hâlâ adı yok maalesef. Hâlâ devam eden duruşmalarda, geçmişte olduğu gibi bugün de ‘iyi hal’ denen abuk sabuk bir indirimden yararlanıyor erkekler. Adam katil, tecavüzcü, manyak, sapık, tacizci ama mahkeme salonunda takım elbiseli ve biraz da beyefendi hallerindeyse, yargıçlar hemen indirim uyguluyor. Çünkü adalet de erkek!

YAŞADIĞIMIZ ŞİDDET AYNI

Peki nasıl oldu da diğer transların kaderini paylaşmadın, aradan sıyrıldın?
-Aslında ‘ben ve diğerleri’ diye bir şey yok. Kimliğimi kabullendikten ve kendimi iyice tanıdıktan sonra, içimdeki mücadeleci kadını ortaya çıkardım. Bir Jeanne d’Arc gibi. Ama benim seks işçiliği yapan bir transtan farkım yok. Mesailerimiz ve sektörlerimiz farklı sadece. Yaşadığımız şiddet ve ayrımcılık aynı. Bu toplum, seks işçisi trans kadını da gazeteci trans kadını da ötekileştiriyor. Bunun bir ayarı, ortası yok. Ben gazeteci olmayı seçtim ve insan hakları savunucusu olarak hayatımı idame ettireceğime kendi kendime söz verdim.

Peki kendini gazeteci olarak nasıl kabul ettirdin?
-Üniversite bitirmiş bir insanım. Kafam çalışıyor. Meraklı biriyim. Çok okurum. Soru sormayı ve araştırmayı severim. Çalışkanım. Elim kalem de tutar. Gazeteciliğe tutkuyla bağlıyım. E daha ne olsun? Zaten geçmiş yaşamımdan -yani Michelle’den önce- bir gazetecilik zeminim vardı. İstanbul’da başta zorlandım. İş vermediler ama sonra kendimi bir şekilde kanıtladım. Şu an T24’te çalışıyorum. Ve iyi bir gazeteci olduğumu düşünüyorum. Ama bu, sadece benim başarım değil. Bu ülkede, 40 yıldır devam eden örgütlü trans aktivizminin bir kazanımı.

Herkes ahlaklı, bir tek trans kadınlar ahlaksız… öyle mi?

Herkes namuslu, ahlaklı da bir trans kadınlar mı namussuz ve ahlaksız! Ahlak nedir? Namus nedir ayrıca. Kız çocuklarına tecavüz eden, dokuz yaşında kız çocuklarıyla imam nikâhıyla evlenen, kadın ve LGBTİ cinayetlerinin her geçen gün arttığı bu toplumun, bizleri eleştirmeye hakkı yok! Biz barış istiyoruz, bütün kimliklerle bir arada yaşayabileceğimiz bir Türkiye istiyoruz.

MEDYA BİZİ NE ZAMAN HABER YAPSA BİZ ÖLDÜRÜLÜYORUZ!

29013650

Transmışsın, erkekmişsin, kadınmışsın ne fark eder… Gazeteciliği hakkıyla yapmak gerekir, cinsiyetin, yönelimin zerre kadar önemi yok! Ama vicdan eksikliğinin var. Ben gazeteciliği, insan hakları odaklı yapmaya gayret ediyorum. Medyanın eril dilini değiştirmek de en büyük hedefim. Ama meslektaşlarımın mesleki egosu nedeniyle bir şeyler öğrenmek istemeleri bazen mümkün olmuyor.

Travesti, terörize edilmiş bir kelime, kullanma!

Mesela arkadaşımız Eylül Cansın öldüğünde, önce “Boğaz’dan genç bir kadın cesedi çıkarıldı” diye verildi haber. Sonra, “Yapılan incelemeler sonucunda çıkarılan cesedin travesti olduğu anlaşıldı!” dendi. Burada bir aşağılama var. O, bir kadın. Hayatından bile bu uğurda vazgeçmiş. Hâlâ niye ona ‘travesti’ diyorsun. Travesti, terörize edilmiş bir kelime! Asla kullanmamak gerekiyor.

Ölüsüne saygı duy bari Travesti yazma

Dora arkadaşımız da Kuşadası’nda 36 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Haberi, “Dora takma isimli Muhammed öldürüldü!” diye verdiler. Bu nasıl bir pespayeliktir. Dora, muhteşem bir kadındı, bebek gibi bir kadındı. O, artık, bir kadın olmuş. Üstelik seksi bir kadın. E o zaman ölüsüne saygı duy, fotoğrafının altına ‘travesti’ yazma, ‘o bir erkekti’ yazma. Çünkü yazarsan, “Erkek dünyasından kopmayın. Travesti olursanız, bunun sonu ölüm” demeye getirmiş oluyorsun. İnsanları bizlere karşı kışkırtıyorsun. Kullandığın dile dikkat et.

Medyanın eril dili değişmeli

Eskiden ‘arkadan ilişki’ gibi laflar kullanılırdı, o kadar fena bir düzey ki, gerçi hâlâ adliye tutanaklarından toparladıkları haberlerde ara ara geçiyor. Bu dil, kesinlikle değişmeli.

Hiç araştırmadan translar ve travestiler suçlu ilan ediliyor

Sonra sürekli ‘travesti terörü’ diye başlıklar atılıyor. Diyelim ki bizim arkadaşlarımız polisle çatışıyor. Tamam, orada bir çatışma var ama orada trans kadınlara işkence yapılmış olabilir ya da birinin parası çalınmış olabilir, itiraz ediyordur. Hiç araştırmadan kafadan translar suçlu ilan ediliyor. Hiçbir şekilde bir hak ihlali olduğu anlatılmıyor haberde. “Bunlar travesti, her şeye müstahak!” mesajı veriliyor. Zaten medya, bizi ne zaman haber yapsa, biz hep ölüyoruz!

İşkence yetmedi, tecavüz ettiler, sonra da don-sütyen sokağa attılar!

Senin başından bir sürü korkunç olay geçti. Biri de 2006’da polis merkezine götürülüşün ve tecavüze uğraman… Ne kadar büyük bir travmaydı?

-Hayatımı değiştiren olaydır! Kutsalım kalmadı o günden sonra… Ama yine de benim yaşadıklarımın, 80’li, 90’li yıllarda trans ve travesti kadınların yaşadığı baskı, şiddet ve işkencelerin yanında lafı bile olmaz!

Sen neler yaşadın?
-O dönem Beyoğlu ve çevresinde yaşayan trans kadınların tahliye edilmesi adına her gün ev baskınları oluyordu. Bunun arkasında da rant vardı. Evime polisler geldi. Yaklaşık 20 kişi. Erkek arkadaşımı öldüresiye dövdüler. Tekmeleri savururken de “Sen nasıl erkeksin! Nasıl Türksün!” dediler… Köpeklerimiz, kedilerimize kıydılar, şiddet uyguladılar. Beni saçlarımdan sürükleyerek dışarı çıkarttılar. Üzerimde de külot ve sutyen var. Mahalleden bir kişi de “N’apıyorsunuz? O, bizim Michelle!” demedi, herkes izledi.

Sonra?
– Merkeze götürüldüm. İşkence yaptılar. Yetmedi tecavüz ettiler. Sonra beni bir köpek gibi sokağa attılar. Üzerimdeki iç çamaşırlarıyla. O gün ağlayarak yürürken, benim için kutsal olan ne varsa anlamını yitirdi.

Nasıl üstesinden geldin?
-Önce gelemedim. Ama benim iki deli kız kardeşim var, ikisi de avukat. Harika ve Rozerin. Tam ben, “Buraya kadarmış!” diyor. Hayatımdan bile vazgeçmeye hazırlanıyordum, beni yeniden hayata döndürdüler. Onların sayesinde ben bir savaşçıyım artık!

Nefrete inat, yaşasın hayat!

Bu hayat hepimizin. Bu ülkede bir arada yaşamak zorundayız. Bizi sevmek zorunda değiller ama saygı duysunlar, bizim en temel yaşam haklarımızı engellemesinler. Renkler mutluluktur, zenginliktir. Gökkuşağının altında sevgi var, huzur var, hayat var… Bizleri gettolara hapsetmesinler, bizleri seks işçiliğine mahkûm etmesinler. Hetero kimlik, ayrıcalık, üstün bir cinsiyet ya da ırk değil… Hepimiz aynıyız. Eşitiz. LGBT renkleriyle bir arada, barış içinde hep birlikte yaşamak istiyoruz. Nefrete inat, yaşasın hayat!

İŞTEN ATILDIM

Sence dernekler, Türkiye’de LGBT’lerin haklarını yeteri kadar savunabiliyor mu? Yoksa daha fazlası mı gerekiyor?

-Derneklerimize laf söyletmem! Vallahi, kim ne derse desin, benim omletimi yesinler. Dernekler iyi ki var ve iyi ki bu kadar aktif çalışıyorlar…

Şu an T24’te çalışıyorsun. Ama bir önceki işyerinden atıldın. Hangi gerekçeyle?

-İki yöneticimin işgüzarlığı nedeniyle. Uzun süre mobbing’e maruz kaldım. Sigortamı da yapmadılar. Ama onlar, iş ahlakına uymadığımı iddia ediyorlar. Ahlaksız bir çalışanı 2 yıl nasıl barındırdılar anlamak zor! Her şey yalan dolan bu ülkede! Davalıyız. Uzun bir yol var önümüzde ama hakkımızı alacağız.

Dünyada tanınıyorum ülkemde tanınmıyorum

Türkiye’den ayrılmaya karar verdin. Neden? Bütün bu yaşadığın ötekileştirme için mi?

-Aynen öyle! Çünkü bıktım. Her geçen gün daha fazla zorlanıyorum. İnsanların bana uyguladığı sözlü ve fiziksel şiddetten ve asla anlayamadığım bu ötekileştirmeden artık çok sıkıldım!

Siyaseten mi reddediyorsun Türkiye’de yaşamayı yoksa trans veya travesti birey olarak yaşamaya imkân kalmadığını mı düşünüyorsun?

-Siyaseten her şey zaten yerlerde sürünüyor. Demokrasi, insan hakları ve eşitliğin olmadığı bir ülkede barıştan bile söz edemez hale geldik! Ama benim derdim, ‘trans kadın’ kimliğimden dolayı yaşadığım şiddet. Gazeteye ya da adliyeye giderken kullandığım metrobüs ve metroda her gün ötekileştiriliyorum. Parmakla gösteriliyorum “A bak travesti!” “Lan tro’ya bak, metrobüse binmiş!” diyorlar. Bunlar tabii hafifleri, çok daha ağır ve çirkin hakaretlere, küfürlere, sözlü ve fiziksel tacizlere maruz kalıyorum. Evden çıktığım an şiddet başlıyor, ta ki akşam olup eve gelinceye kadar! Buna yürek dayanır mı sence? Sabır taşı olsa çatlar!

Hayatını gazetecilik yaparak kazanan başka trans kadın örneği yok bu ülkede. Dünyada da pek yok. Bu da zaten dünya basını tarafından çok yazıldı, çizildi…

-Evet. Time, Huffington Post, L’Express, Agence France Presse, France 24, Die Zeit, De Standaard, The Advocate, CNN, Der Spiegel, Bern Zeitung, Same Same, Glaad, Yagg, Canal Plus, New York Times… Şimdi aklıma gelmeyen başka yayınlar da vardır… Hayatımla ilgili her gelişmeyi seneler içinde haber yaptılar. Ben dünyada tanınıyorum, ülkemde tanınmıyorum!

Ötekileştirilen bütün kimlikler için hak mücadelesi veriyorum

Sen nasıl oldu da travestiler adına mücadele veren biri konumuna geldin?

-Planlanan bir şey değil. Benim içimde çocukluğumdan beri mücadeleci bir ruh vardı zaten. Kendimi bildim bileli, hep daha iyisini, doğrusunu ve adilini sorguladım. Toplumun ikiyüzlülüğü nedeniyle maruz kaldığımız şiddeti ya kabullenip köşeye çekilecektim ya da savaşacaktım. Ben ikinci şıkkı tercih ettim. Bugün şiddete maruz kalan, ötekileştirilen bütün kimliklerin hak mücadelesi için savaşıyorum. Çünkü bir şey yapmalı.

Kendini travestilerin sözcüsü gibi mi hissediyorsun?
-Ben kimsenin adına konuşamam, herkes kendi özelinde bir birey çünkü. Ancak evet, başta translar olmak üzere bütün LGBTİ bireyler için hak mücadelesi vermem gerektiğine inanıyorum. Trans kadın kardeşlerim de sağ olsunlar benimle gurur duyuyorlar, bu da beni mutlu ediyor. Hepsi tarafından takdir ve kabul görmek, sanırım en büyük ödül olsa gerek.

Travesti Helal Kazanç

İstanbul travestileri yeni bir olaya daha imza atmak üzereler ilk önce but trans güzellik yarışması ardından LGBT misafir hanesinde kalan kader arkadaşlarına yardım kampanyası daha sonra cinsel kimligini kabul etmemiş lakin adanada hayatını gururla devam ettiren ayakkabı boyacılığı yapan travesti arkadaşlarına yardım ederek her geçen gün yardım ellerini uzatan istanbul travestileri. Bu olayla da  kalmayan travestiler şimdide yardım için kendi aralarında kıyafet defilesi düzenlemek üzere harakete geçtiler. Ama en önemli projeleri ise Adana’daki kader arkadaşlarına destek vermekti.

İstanbul’da uzun yıllar zorla fuhuş yaptırılan ve daha sonra satıcılardan kaçarak fuhuşa tövbe eden travesti Adana’da ayakkabı boyacılığı yaparak geçimini sağlıyor.

İstanbul’da 30 senedir zorla fuhuş yaptırıldığını iddia eden 40 yaşında olan Ü.A. isimli travesti, satıcılarından kurtulduktan sonra fuhuş yapmaya tövbe edip geçimini Adana’da ayakkabı boyacılığı yaparak sağlamaya başladı.
Etrafındakilerin saldırıları yüzünden hala hayata tutunamadığını ifade eden Ü.A., onuruyla para kazanmak için mücadele ettiğini belirterek, “Ya benim ekmeğimi burada verin veyahut kabrimi burada kazın. Başka rastgele bir şey istemiyorum” diye konuştu.

BABASI VE AĞABEYİ, ANNESİNİ ÖLDÜRDÜ
Çok küçük yaşlarda gözlerinin önünde babası ve ağabeyinin annesini öldürmesiyle ilk travmasını yaşayan Ü.A. (40) ilerleyen senelerde üvey annesinin, beraberindeki kardeşiyle birlikte haneden kovmasıyla hayatının dönüm noktasına girdi. Ü.A., 10 yaşından bu yana erkeklere zorla pazarlandığını vurgulayarak daha sonra değişik operasyonlarla travesti kimliğine büründüğünü anlattı. Ü.A., bu süreci “Kardeşimle birlikte aç kaldık. Bir insandan ekmek istediysek kesinlikle karşılığını istedi. Ne geldiyse tanıdıktan geldi. Bir kere girmiş olduk, battıkça battık” tümceleriyle beyan etti.

“Fakat şükürler olsun artık helal para kazanıyorum” diyen Ü.A., gördüğü düşle hayatında yine bir dönüm noktasına girdiğini ve İstanbul’da kendisine zorla fuhuş yaptıranları 30 sene sonra nasıl atlattığını şöyle anlattı:

“Geriye baktığımda pişmanım. Fuhuşa tövbe ettim ve bir yıldır bıraktım. Düşümde bir birahanedeyiz, önümde de bir ayakkabı boyası sandığı var. Polisin birisi geldi, ‘Sen arkama geç’ dedi, ‘Ne olursa olsun, helal ekmek kazandığın sürece ben seni savunurum’ dedi. Ondan sonra tövbe ettim. İstanbul’da çalışmayı bıraktıktan sonra beni 3 kişi öldürmeye kalktı. ‘Allah’ım sen beni savun’ dedim. 3 kişinin elinden bıçak düştü, Allah korudu beni. İstanbul’da can vermesem katil olacaktım, Adana’ya geldim. Neler neler yaşadım, İstanbul’u ayrıldım.”

“YÜZÜME TÜKÜRÜP HAKARET EDİYORLAR”
İstanbul’dan Adana’ya 5 gün önce geldiğini belirten Ü.A., Adana’ya gelme sebebinin sıcak abuhavası ve Adanalıların cana yakınlığı olduğunu ifade etti. Yalnız başına hayatını sürdürdüğünü ifade eden Ü.A., şehirte herhangi bir LGBTİ topluluğu tanımadığını da sözlerine ilave etti. Karşılaştığı insanların sandığı gibi cana yakın olmadığından yakınan Ü.A., cadde ve sokaklarda ayakkabı boyacılığı yaptığı vakitlerde aşağılanmalarını, yaşadığı taciz ve zorlukları şöyle anlattı:

“Bir şey yapıyorlarsa mutlaka karşılığını istiyorlar. ‘Sandığı bırak akşam kebap yiyelim, rakı içelim’ diyorlar. Söyledikleri işi yapmadığımı anlatıyorum. Helal ile haramı karıştırmam. Yapmadıklarını bırakmıyorlar. Sandığıma tekme atıyorlar, yüzüme tükürüp hakaret ediyorlar. Geldiğim günden bu yana bu işi takdir eden ya vardı ya yoktur. Güzel insanlar zati güzel fakat karşılaştığım kişiler 4-5’i geçmez.”

“HELAL PARA KAZANMAK EN GÜZELİ”
“Helal bir ekmek yapayım, bu memleketten gideyim” niyetiyle geldiği Adana’dan İstanbul’a tekrar geri dönmek istemediğinin vurgulayan Ü.A., şöyle devam etti:
“Para buldukça otelde kalıyorum, bazen kalamıyorum; sabaha kadar dolaşıyorum. Ne hane bulabildim ne bir şey. Ayakkabısını boyayacağım insanlar ücretini beğenmiyor, ‘Başka yerde 1 lira’ diyor.

‘Yok’ desem bu sefer aç kalacağım, ne yapayım? Kurda kuşa yem etmesinler bu saatten sonra. Helal para kazanmak en güzeli. Herkese kısmet olur allahın izniyle. Tövbe edip bıraktıktan sonra bu şekilde en güzeli. Huzurla uyuyorum. Huzurla yatıp huzurla uyanıyorum. Adanalılar’dan rica ediyorum. Ya benim ekmeğimi burada verin veyahut benim kabrimi burada kazın.”

Travesti, Eşcinsel Biseksüel Kavramlarının Anlamları

İstanbul LGBT kimliklere ait tanımlar, heteroseksist toplumun hem mağduru hem de yaşatıcısı olan bizler açısından oldukça “yabancı” olduğumuz bazen de “yabancı kalmayı seçenek ettiğimiz” tanımlar olarak hayatımızda yer ediniyor. Görmezden gelinen, yok sayılan, var olmakta ısrarlı olduğunda ise nefret saldırısıyla karşı karşıya bırakılan LGBT kimlikler üzerine olan bu kavramları yeniden LGBT müesseselerinden aktivistlerden aldığımız yazılarla anlatıyoruz.

Eşcinsellik hastalıktır, günahtır, suçtur, sapkınlıktır. Peki harbiden eşcinsellik nedir? Tarihsel süreç içerisinde günah, suç, hastalık olarak tanımlandığı zamanlar oldu. Ancak eşcinsellik, aynı cinsiyetten iki kişi arasındaki cinsel veyahut duygusal çekim ve cinsel davranışları ifade eden bir kavramdır.

Eşcinsel: Kendi cinsinden olanlara duygusal ve cinsel yönelim içinde bulunan kadın veya erkek. Eşcinsel terimi, Homoseksüel (Homosexual)  kelimesinin Türkçe karşılığı olarak hem kadın eşcinseller hem de erkek eşcinseller için kullanılmakla beraber günlük hayatta daha çok erkek eşcinselleri dile getirdiğinden erkek eşcinseller için “gey”, kadın eşcinseller için “lezbiyen” isimleri de kullanılır.

lgbtkavramlar

Biseksüellik ise, Hem kendi cinsine hem de karşı cinse duygusal, erotik ve cinsel yönelim içinde olan kadın veya erkekleri tanımlamak için kullanılmaktadır.

Heteroseksüel: Duygusal, cinsel ve erotik olarak karşı cinsten kişilere yönelmiş olan kadın ya da erkekleri tanımlamak için kullanılmaktadır.

Heteroseksüellik: Fertlerin, cinsel, duygusal ve erotik olarak karşı cinsten kişilere yönelmiş olma halidir. Spontane ve zaruri olarak, toplumda egemen varoluştur. Bu spontane ve zorunluluk hali, heteroseksüel fertlerin kendilerini “heteroseksüel” olarak tanımlamalarına dahi gerek duyurmamaktadır. Bu vaziyetteki fertler, kendini “eşcinsel” ya da “heteroseksüel olmayan” diye tanımlayan fertlerin ortaya çıkmasını kavrayamamakta, “homofobik” ve “heteroseksist” olabilmektedir. Tabii olarak bu vaziyet, bütün heteroseksüellerin heteroseksist olduğu mananına gelmemektedir. Genelde eşcinsellik, transeksüellik kavramları karıştırılmaktadır. Eşcinsellik, kişinin cinsel yönelimini ifade eder, trans olma hali ise cinsiyet kimliğini.

Transgender: Cinsiyet geçiş sürecini bitirmiş ya da bitirmemiş; ancak biyolojik cinsiyetine ve görünümüne bir şekilde müdahale edenleri dile getirmek için kullanılan bir terimdir. Travesti, halk arasında cinsiyet geçiş operasyonu olmamış, sadece dış görünümü ve davranışlarıyla kadın kimliğine bürünenleri; transseksüel de giyim ve davranışlardan öte cinsiyet geçiş operasyonu olanları belirlemek için kullanılan kelimelerdir. Bununla birlikte Türkiye’de fazla yaygınlık kazanmamış olan transgender terimi çoğunlukla hem transseksüeller ve travestileri hem de interseks kişileri (cinsiyetlerarası) kapsamaktadır. Türkiye’de LGBT örgütleri, “transgender” terimini karşılayacak şekilde “trans” adlandırmasını kullanmaktadır.

Transseksüel: Hem “erkek” hem de “kadın” için geçerlidir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Transseksüel kişinin tinsel eğilimleri için belirleyici olan bir kelimedir, bu yüzden transseksüeller dış görünümlerinden belirlenemeyebilir. Zira kendilerini, karşı cinsten hissettiklerini dış görünüşlerine her vakit yansıtmayabilirler. Transseksüel hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Kişi “erkek” olduğu halde kadın olmayı, “kadın” olduğu halde erkek olmayı isteyebilir.

Travesti (Transvestite/Cross Dresser): Dış görünüşüyle ve davranışlarıyla karşı cinse ait olma isteğini ifade eder. Travesti dendiğinde sık bir şekilde “kadın kılığındaki erkekler” akla gelse de travesti kelimesi aslında hem “erkek” hem de “kadın” için geçerlidir. Travestiler karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, ait olmak istediği cinsin davranışını sergilemekten zevk alan kimselerdir.

Toplum genelinde ve bir takım ruh sıhhati profesyonellerindeki kanının aksine eşcinsellik ile transeksüalizm veya transvestik davranış birbirinin uzantısı, sözgelişi transeksüalizm eşcinselliğin daha aşırı bir şekli değildir. Bunlar ayrı düzlemlere ait olgulardır.

Cinsel Yönelim (Sexual Orientation): Kişinin cinsel dürtülerinin hangi cinse yönlendiğini belirler. Belli bir cinsiyetteki ferde karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekim olarak tanımlanabilir. Heteroseksüellik, eşcinsellik, biseksüellik gibi.

Cinsel yönelim, cinselliği oluşturan dört unsurdan biridir. Diğer üçünden belli bir cinsiyetteki ferde karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimle ayrılır. Cinsellikle alakalı diğer üç öğe da biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet (gender) kimliği (erkek veyahut kadın olmaya ait psikolojik duyum) ve sosyal cinsiyet rolü (eril veyahut kadınımsı davranışları belirleyen kültürel normlara uyum).

Bilinen üç cinsel yönelime göre; kişinin kendi cinsiyetinden birine yönelmesi eşcinsellik, kişinin karşı cinsiyetten birine yönelmesi heteroseksüellik, kişinin her iki cinsiyete de yönelmesi biseksüelliktir. Eşcinsel yönelimli fertler “gey” veyahut “lezbiyen” olarak da adlandırılırlar. Cinsel yönelim, duyguları ve kendilik kavramını (self-concept) içerdiği için cinsel davranıştan farklıdır. Fertler davranışlarıyla cinsel yönelimlerini dile getirebilecekleri gibi etmeyebilirler de.

Cinsiyet Kimliği (Gender Identity): Kişinin kendini hangi toplumsal cinsiyet kimliği üzerinden tanımladığı ve ya diğer insanlar tarafından hangi toplumsal cinsiyet kimliği üzerinden tanımlandığını dile getirmek için kullanılır.

Kültürümüzün rastgele bir cinsiyete ait olma vaziyetinde fertten beklediği nitelik veya karakterdir. Bu, toplumun cinsiyetlere atfettiği özelliklere göre kültürden kültüre değişebilir. Sözgelişi kıyafet, davranış tarzı kişinin cinsiyet kimliğini oluşturabilir.

Cinsiyet kimliği kişinin vücuduyla alakalı ferdi hislerini içerecek şekilde (tıbbi, cerrahi veyahut diğer araçlarla bedensel olarak görünüşünü ya da işlevlerini özgür bir şekilde değiştirmeyi de kapsayabilen), doğumdan itibaren kazandığı biyolojik cinsiyetle uyumlu ya da uyumlu olmayabilen, cinsiyeti ile ilgili derinden hissettiği içsel ve bireysel duygulara ve giyim, konuşma ve davranış biçimlerini de içerecek şekilde cinsiyetin diğer biçimlerde dışavurumuna atıfta bulunur.

Gey: Bu terim, 1970’lerin başında Gey Kurtuluş Hareketiyle (Gay Liberation Movement) beraber ortaya çıkmıştır. Başlangıçta hem kadın hem erkek eşcinselleri kapsayan bir kelime olmakla birlikte, son zamanlarda yalnızca erkek eşcinseller kendileri için kullanmaktadırlar. Terim süreç içinde “homoseksüellik”ten siyasi bir kopuşa işaret eder. “Homoseksüel” kelimesi, tıp tarafından tanımlanmış olduğu halde, hak temelli bir mücadele eksenini benimsemiş olan Gey Kurtuluş Hareketi ile “gey” kelimesi aynı cinsten insanların birbirlerine karşı duygusal veya cinsel yönelimleriyle yarattıkları hayat tarzını tanımlamak için, eşcinsel fertler tarafından ortaya konmuştur.

Bu kelimenin, Türkçeye, İngilizceden olduğu gibi alınması 80’lere rastlar. 1999’da “Türkiyeli Eşcinseller Buluşması” sonrasında “gay” Türkçeleştirilerek “gey” olarak kullanılmaya başlanmıştır. Eylül 2006 tarihinden itibaren de TDK elektronik sözlüğüne gey, “erkek eşcinsel” olarak geçmiştir.

Lezbiyen: Duygusal, cinsel, erotik yönelimleri kendi cinsinden fertlere yönelik olan kadınları tanımlamak için kullanılmaktadır. Kelime eşcinsel kadın şair Sappho’nun M.Ö. 6. asırda yaşadığı Lesbos (günümüzdeki isimiyle Midilli) Adası’nın isminden türemiştir.

LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti): Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (travesti ve transseksüel); ara ara “cinsel azınlıklar” diye de hatıralan grup ve kimliklerin tümünü kapsayan terimdir.

error: İçerik Çalmak Emeğe Saygısızlıkdır . İsteyin Verelim.